23 Ocak 2014 Perşembe

SEYİR DEFTERİ

Efendiiiiim ne zamandır isteyip de ertelediğim şeylerden biri de, amatör denizci belgesi almaktı yani yelkenli bir tekneyi kullanmayı öğrenmek. Şubat ayında, bir pazar sabahı trekkinge giderken, otobüste, Yelda dedi ki "Sinan ve ben kaptanlık kursuna başlıyoruz." Nerede, ne zaman, nasıl demeye kalmadan, pazartesi akşam ben de onlarla beraber kurstaydım. Yalnız ben devam edemedim iş güç yüzünden. Onlar belgelerini aldılar. 23 Nisan tatilinde de Özgür'le beraber eğitime çıkmaya karar verdiler. Sağolsunlar, kursa gitmediğim, belge almadığım halde, beni de dahil ettiler eğitim programlarına. Onlar mektepli, ben alaylı olarak tekneye adımımızı attık. Kiraladığımız tekne, küçücük minnacık, yaklaşık 8 metre boyunda (denizcilikte metre değil de feet kullanılıyor ama şimdi hesaplayamadım 8 metre kaç feet eder),  yekeli, sevimli mi sevimli bir tekneydi. 

 
 Sinan'ın arabasıyla cuma gecesi yola koyulduk.
Karada da kaptanımız Özgür idi. Yol nasıl geçti hiç anlamadım. Zaten yolun çoğunluğu "Yelda'nın çikolatası nerede" kaosuyla geçti =D Yelda bir çikolata getirmiş, birini bana verdi, birini kime verdi hatırlamıyorum. Bana verdiği çikolatayı çantanın gözüne atmışım. Sonra da unuttum nereye koyduğumu daha doğrusu, arabada bir yere düşürdüğümü sandım. Yol boyunca "vay Yelda'nın çikolatasını ne yaptın, yedin mi, madem yemedin çikolata nerede" tantanalarını dinledim. Çilem, tekneye çıkınca da bitmedi. Ne hafıza varmış arkadaş, eğitimden çok Yelda'nın çikolatasını ne yaptığım konuşuldu. Neyse ki en sonunda çikolata çantanın gözünden çıktı da, bu işkence de sona ermiş oldu. Neyse, Yelda'nın çikolatası krizi dışında yolculuğumuz pek keyifliydi. Göcek'e varınca önce kahvaltı ettik. Sonra kendimize eldiven aldık. Sonra marketten alışveriş yaptık. Sonra eşyalarımızı ve marketten aldıklarımızı tekneye yerleştirdik.
Seyire hazırdık. Şimdi artık sözü, çoğunlukla benim, ara sıra bazı bazı Sinan ve Yelda'nın tuttuğu "seyif defterimiz"e bırakıyorum: 





20/04/2013
Saat 14:40’da marinadan çıktık. Kaptanımız, Özgür Salcan; mürettebat Sinan Aydın, Yelda Ayhan, Ayşe Keskalan.

İstikamet, Fethiye Körfezi.

Yekede, Sinan var.

Yelda ve ben usturmaçaları çözmeyi öğrendik. Sonra da yeniden bağlamayı. Kıç kara halatlarını toplamayı öğrendik.

Sinan, yekeyi Yelda’ya devrederken, kerteriz verdi. Sinan da usturmaçaları çözmeyi ve bağlamayı öğrendi.

15:46’da ana yelken açıldı. İstikamet 120 derece.
(Burada yekeye ben geçmişim, Sinan tutmuş logbook’u)

15:55’de Cenova açıldı.

16:15 yelken ile gidilmeye çalışıldı. Rüzgar olmadığından yelken toplama öğretildi.

16:18 darboğaza istikamet alındı.

Yeke’de Ayşe.

Daha sonra Ayşe yekeyi Yelda’ya verirken kerteriz verdi.

Kaptanımız Merdivenli Koy’a gitmekten vazgeçerek Tersane Koyu’na yanaşmaya karar verdi.

İskeleye yandan yanaştık. Ayşe (Kaptan) boş palamarı kıyıdaki Yıldıray’ın eşi olan hanıma attı. (Taşa oturunca panik oldu)

Landing drink yapılırken tabula rasa, carpe diem, veni vidi vici felsefeleri tartışıldı. Sinan Kaptan sürekli iş konuşması yaparken maalesef konuşmalara katılamadı. Katılamadığı gibi, bir süre sonra konuları iş konusuna çekme çabaları gösterdi. Telefonunu kapatması tavsiye edildi. Sinan Kaptan’ın tavsiyeye uymadığı gözlemlendi. Özgür Kaptan, Yelda Kaptan’ın “parmaklı ayak çorapları”nı yadırgadı.

Landing drinklerimizden sonra sırasıyla bira ve rakı içtik. Özgür ve Sinan Kaptanlar, Ayşe ve Yelda Kaptan’ları kovdular. Zorla uyuttular. Başbaşa kalan Özgür ve Sinan Kaptanlar, kendilerini korsanlarla savaşırken hayal etmeye başlamışlar. Yıldızlardan başı dönen Sinan Kaptan, tuvalete gitmek için tekneden karaya çıkmaya çalışırken düşmüş. Dışarıda uyurken üşüyerek içeri giren Özgür Kaptan Yelda Kaptan’ı uyandırmış. Sabah oldu sanan Yelda Kaptan’ın “günaydın” şeklindeki nazik ve iyi niyetli tavrına Özgür Kaptan homurdanarak “gün aymadı daha, vur kafayı yat uyu” diyerek kabaca karşılık verdi. Duyduklarından ve maruz kaldığı tavırdan etkilenen ve psikolojisi bozulan Yelda Kaptan, kafasını kamaranın tahtasına vurdu. Özgür Kaptan, Yelda Kaptan’ın kafasını tahtaya vurmasını, kamarada ters şekilde yatmasına bağladı. Sinan Kaptan'a kalırsa da, Yelda Kaptan mecazdan hiç anlamıyordu, Özgür Kaptan'ın "gün aymadı daha, vur kafanı uyu" şeklindeki sözlerini emir telakki eden Yelda Kaptan, kafasını bilerek kamaranın tahtasına vurmuştu !

Gerek oksijen fazlalığından, gerekse de tuvalete gideyim derken düşmesinden dolayı, beyin hücreleri sonuna kadar açılan Sinan Kaptan’dan bir sürü inciler duyduk: Mesela, “kerterizin oluyum apla” gibi.
 






21 Nisan 2013
Özgür Kaptan horul horul uyurkene, Yelda Kaptan çoktan uyanmış ve fotoğraf makinasını alarak Tersane Koyu’nun güzelliklerini fotoğraflamaya başlamıştı. Arkasından Ayşe Kaptan da uyanarak makinasını kaptığı gibi fotoğraf çekmeye koyulurken, Sinan Kaptan da oltasını alarak balık tutma girişiminde bulundu. Özgür Kaptan hala uyuyordu. Bir süre fotoğraf çeken Ayşe Kaptan, denizin çağrısına daha fazla dayanamayarak makinayı attığı gibi, kendini denize bıraktı. Uzunca bir süre çarşaf gibi denizde kulaçlar atan Ayşe Kaptan, neredeyse bir saat sonra tekneye çıktığında, Özgür Kaptan nihayet uyanmıştı. Sinan Kaptan, kafasından sonra oltasını da kırdığı için balık tutamadı. Sulh içerisinde kahvaltımızı yaptık. Yelda’nın başı döndü. Gökhan Koçak, Kaş’tan telefon bağlantısı kurdu. Özgür ve Sinan Kaptanlar kahvaltıda Yelda Kaptan’ın başını kamaraya vurmasını konuştular. Özgür ve Sinan Kaptanlar, Yelda Kaptan’ın mecazdan anlamayan biri olduğuna kanaat getirdiler. Özgür’ün “vur kafayı yat” sözlerindeki mecazı anlamayan Yelda Kaptan’ın kafasını bu yüzden vurduğu iddia edildi.

Saat 11:50’de gitmeye karar verildi.
Saat 12:15’de Tersane Adası’ndan halatları çözdük.


Tersane Koyu’nun tam karşısındaki koya doğru ilerledik. Sıralıbük Koyu’na. Burada yanaşma çalışmaları yaptık.

Saat 18:44.

Logbook’u Sinan yazıyor:
"Defter ıslak olduğundan büyük yazıyorum. Saat 12:30 ile 14:30 arası yanaşma çalıştık. İlk yanaşmayı Ayşe Kaptan gerçekleştirdi. Her ne kadar biz gerildik, korktuk, titredikse de yanaştık. Bu sırada Yelda Kaptan uyuyordu. Uyku mahmuru olarak uyandı ve 13:30’da aramıza katıldı. Ben yani vakanüvist Sinan hem yanaştım hem de demir atma operasyonunda dümen tuttum. J Son olarak Yelda Kaptan yanaştı ve yanaşma eğitimi sona erdi.
14:30’da yelken açmak için koydan çıktık ve yelken açtık. İlk dümencimiz Yelda Kaptan’dı. Sinan ve Özgür Kaptanlar yelkeni açtılar. Önce ana yelkeni ardından Cenova’yı açtık. Özgür Kaptan dümende. Ve orsa yaptık. Ve özellikle “Sayanod” anında tekne yatırdık ve içine su bilem aldık. 16:30’a kadar sırasıyla Sinan, Ayşe ve Yelda Kaptanlar dümene geçti. Tramola yaptık, geniş apaz yaptık."

Vakanüvistliği ben devraldım, yani Ayşe Kaptan. Sinan Kaptan kaytardı. Yelken çalışmasının ardından, Merdivenli Koy’a yöneldik, yanaşma için. Dümende Ayşe Kaptan vardı. Demiri Özgür Kaptan attı. Izbarçoyu karadaki babaya Sinan Kaptan bağladı. (Yüzerek tabi ki) Yelda Kaptan derinlik okudu. Hem de ızbarço halatını saldı. Yanaşmadan önce koyda bir araştırma gezisi yaptık, bağlanacağımız babayı belirlemek için. Bağlandıktan sonra önce Özgür Kaptan sonra Ayşe Kaptan sonra da Yelda Kaptan yüzdü. Landing drinklerimizi içtikten sonra fotoğraf çekindik. 
 
Merdivenli Koya yanaşmamızın Yelda Kaptan versiyonu:

"Bugünün en güzel seyirleri orsa seyirleri oldu. Yalnız benim yaptıklarım biraz farklıydı. Özgür Kaptan ve ekibin diğer elemanları bu seyre “Fırdöndü Seyri” adını koydular. Çok hoşlandılar, dönüp dönüp durdular. Bugün gene ilk defa tramola ve kavança yaptık. İlk tramolada dümende Sinan Kaptan vardı. Merdivenli Koya güzel bir yanaşma  yaptık. Koya girdiğimizde rüzgar yavaşladı, Özgür Kaptan ve Ayşe Kaptan yelken topladılar. Özgür Kaptan günün stresini atmak üzere kendini denize attı. Peşinden Ayşe Kaptan titreye titreye teknenin merdivenlerinden denize indi. Ama uzun uzun güzelce yüzdü. En sonunda ısrarlara dayanamayan ben de merdivenlerden inmek suretiyle denize girdim. Bu arada arkadaşlar benim  hazırladığım landing drinkleri içtiler. Akşam yemeğinde spagetti vardı. Sinan Kaptan’ın “jülyen” doğradığı et, domates, biberden hazırlanan sosla. Sinan Kaptan etlerin bir kısmını ertesi gün balık avlamak için ayırdı. Yemekten önce havuzlukta otururken kayalar üzerinde “Mare Nostrum”yazdığını gören Sinan Kaptan, “bu ne demek” diye sordu. Bu şekilde Sinan ve Özgür Kaptanların “Mare Nostrum”un ne demek olduğunu bilemediklerini öğrenmiş olduk. "Mare Nostrum"un "Bizim Denizimiz" demek olduğunu öğrenen Sinan Kaptan'ın canı sıkıldı. "Bunu kesin Yunanlılar yazmıştır buraya" dedi. Ekip olarak Sinan Kaptan'ın sakinleştirmek için hatırı sayılır bir çaba gösterdik. "Burası artık bizim denizimiz, ondan böyle yazmışlardır Sinan" dedik. Kayalıklara tırmanıp yazıyı silmeye kalkışan Sinan Kaptan'ı zor zaptettik. :) Sonra da, yemek boyunca Sinan Kaptan’ın gökyüzündeki cisimler ve sembolizm üzerine sohbetlerine maruz kaldık. Acaba bıraksaydık da kayalara tırmanıp gece boyunca yazıyı silmeye mi çalışsaydı ? "

Burada vakanüvistliği ben yani Ayşe Kaptan devraldım. Sabah oldu. Yelda Kaptan ile Merdivenli Koyun pırıl pırıl sularında deniz banyomuzu yaparken, Özgür Kaptan fotoğraflarımızı çekti. Maceracı ruhuna yenik düşen Yelda Kaptan yüzmekle yetinmedi, karaya ayak basmak istedi. Aslında bence Özgür Kaptan’ın “Karadaki kayanın içinde merdivenler var gerçekten de. Çok güzel” şeklindeki sözleri üzerine gaza gelen Yelda Kaptan, kendini karaya attı. Merdivenleri çıktı. Çıktı da ne oldu ? Boyu mu uzadı. Pis kokuları içine çekmek zorunda kaldı. Bir de Özgür Kaptan’a kayanın üzerinden pozlar verdi ki namı yürüsün. Tırmanacak merdiven kalmayınca orman yolundan köye doğru tırmanışa geçen Yelda Kaptan, bu durumu Özgür Kaptan’ımıza haber vermediği için bir süre sonra teknede Yelda nerede diye ufak çaplı bir panik yaşattı. Özgür Kaptan defalarca “Yelda” “Yelda” diye seslendi. Fakat cevap alamadı. Alamayınca merak etti. Ben ise sakindim. “Bir şey olmaz yaaaa, gelir. Gelmese ne olacak, karada nasıl olsa, yürüye yürüye elbet bir yere varır” dedim. Sinan’ın ise Yelda’nın yokluğu umrunda bile değildi. Ne bir merak, ne bir endişe. Bir süre sonra karşıdan güle oynaya seke seke gelen Yelda Kaptan’a, Özgür Kaptan güvenlik protokollerini hatırlattı ve kendisini sorumlu davranmaya davet etti. Yelda Kaptan daveti hemen kabul etmedi, bir süre düşünmek istediğini söyledi. Özgür Kaptan ve Yelda Kaptan kısa süre sonra barışarak, teknede halatlara takılmadan güle oynaya halay çektiler. Ayşe ve Sinan Kaptanlar da alkışlarla onlara eşlik ettiler.

 22/04/2013

Sinan Kaptan’dan inciler gelmeye devam ediyor: “Orsalasa da olur, orsalamasa da”.
Merdivenli Koy’dan 12:30 civarı demir aldık. Dümende Ayşe Kaptan; halatı babadan Yelda Kaptan aldı. Özgür Kaptan Yelda Kaptan’ı çekti. Sinan Kaptan pozisyonun almış vaziyette “demiri çek” komutu bekliyordu. Sinan Kaptan’ın beklediği komut, Yelda Kaptan tekneye çıkınca geldi. Komutu Ayşe Kaptan verdi: “Demir al”. Demir al komutu şimdiye kadar hiç bu kadar güzel bir şekilde verilmiş miydi acaba ? Ayşe Kaptan’ın ustalıklı manevrası sayesinde koydan güvenle ayrıldık. Yeni ufuklara yelken açtık. Dümende yine Ayşe Kaptan var iken, Özgür Kaptan rehberliğinde koy koy dolaştık. En çok Martılı Koy’u sevdik. Sonra Ayşe Kaptan, ismini bir koya verdi. Koyun adı bundan böyle “Ayşe Sultan Koyu”dur. Sonra Cenova açtık. Arkadan gelen rüzgarla Cenova’yı iskeleye aldık.

Vakanüvistliği Yelda Kaptan devralır: "Rüzgar yetersiz olduğunda Cenova’yı kapattık. Bu sırada Sinan Kaptan rüzgarı 90 derecede tutuyordu. Ana yelkeni Yelda ve Ayşe Kaptan, Özgür Kaptan’ın gözetiminde açtık. Ardından Cenova’yı açtık. Açış o açış, bir daha kapatmadık. 14:30’da. Zigzaglar çizerek Büyük Sarsala’ya doğru gidiyoruz."

Burada vakanüvistliği Ayşe Kaptan alır: Küçük Sarsala hizasına geldiğimizde yelkenleri toplamaya başladık. Dümende Sinan Kaptan var. 90 dereceye ayarlayabildi Sinan Kaptan. Ayşe ve Yelda Kaptanlar yelkenleri topladı. Usturmaçaları taktık Yelda ve Ayşe Kaptan olaraktan. Yelda Kaptan yanaşma için dümene geçti. Tonozcu Ayşe Kaptan idi. Sinan ve Özgür Kaptanlar kıç halatları hazırladılar. En güzel yanaşmayı Yelda Kaptan yaptı. Alkışşşş !!!! Küçük Sarsala Koyu alkışlarla inledi. Civardaki teknelerden gelip, “Nasıl yaptınız, nasıl yaptınız” diye sordular. Halatçılarımızdan halatları tekrar tekrar atmaları istendi. Ramazan Bey, “Küçük Sarsala Küçük Sarsala olalı böyle yanaşma görmedi” dedi. Bunları söylerken gözleri dolu dolu oldu. Altın İskele Halkası’nı temsili olarak Kaptanımız Özgür Salcan’a takdim etti. Sonracığıma Küçük Sarsala’ya iner inmez fotoğraf çekme/çekinme seanslarımız başladı. Sonra yüzdük. Ayşe Kaptan’ın yüzerken birazcık fazla açıldığı iddia edildi. Ayşe Kaptan iddiaları reddetti. Yelkenlide çırpınan Sinan Kaptan’ın yanı sıra Özgür Kaptan da “nedir bu çilemiz” diye söyleniyordu. Geri dönüşünde Özgür Kaptan Ayşe Kaptan’ın kulaklarını çekti. Tir tir titreyen Ayşe Kaptan, bundan böyle “kulaksız Ayşe” olarak nam salacaktı. Akşam Ramazan’ın hazırladığı mezeler ve karavida böceği eşliğinde kocaman bir levreği midelere indirdik. Özgür, Sinan ve Ayşe kaptanlar, normal kaptanlar gibi rakı içtiler. Yelda Kaptan bira içti ! Alkol konusundaki isteksizliği Yelda Kaptan’ın gelecekteki kaptanlık kariyeri üzerine gölge düşürdü, şüpheler uyandırdı ! Yemekte de yeni yeni özdeyişler yumurtlayan Sinan Kaptan’ın bu eserleri Ayşe Kaptan tarafından ileride yayın haline getirilmek üzere kayda alındı. Yemekteki sohbet özeldi, buraya yazılmaz dendi. Yemekte konuşulanlar yemekte kaldı. 
 
 
23/04/2013
“Bugün 23 Nisan neşe doluyor insan” nidaları ile uyanan Özgür Kaptan ve mürettebatı, kendileri ile bu güzellikleri yaşayamayan arkadaşlarını hemen face, foursquare ve bilimum sosyal medya üzerinden kutlama mesajları gönderdiler. Safranbolu'daki arkadaşlarla kahvaltı masası fotoğrafları yarıştırıldı. Onların menüsü zengindi, bizimse manzaramız tadına doyum olmaz güzellikteydi. Yenişemedik dersem yeridir. =D

Bugün ilk uyanan Sinan Kaptan oldu. Onu Ayşe Kaptan izledi. Özgür Kaptanımız yine her zamanki gibi en son uyanan kişi olma özelliğini korudu. Özgür ve Yelda Kaptanlar uyanana kadar karada oturan Sinan ve Ayşe Kaptanlar birbirlerinin fotoğraflarını çektiler.

Kahvaltıdan sonra Küçük Sarsala’ya veda zamanı gelmişti. Yekede yine Yelda Kaptan vardı. Ayşe Kaptan sanırım tonoz halatını filan topladı. Özgür ve Sinan Kaptanlar ne yaptılar hiçbir fikrim yok. Zira unutmuşum. E aradan onca zaman geçti tabi. Neyse aklımda kalanları yazacağım, kalmayanları uyduracağım artık şu saatten sonra. Neyse bi şekilde Küçük Sarsala’dan ayrıldık. Yelkeni açtıktı diye hatırlıyorum. Galiba yine bir iki fırdöndü seyri yapmış olabiliriz =P Yekede Yelda Kaptan’ın olduğunu hatırlıyorum, bir türlü Özgür Kaptan’ın verdiği kerteriz doğrultusunda gidememişti. Ama bunu beceriksizliğine değil de, o gün eğitimin bitecek olmasının ve Göcek’ten ayrılacak olmamızın verdiği hüzne bağlıyorum. Çok iyi niyetliyim yaa. Neyse. İşte bir şekilde marinaya yanaştık. Ama önce yakıt doldurmak için yakıt iskelesine yanaştık. Sonracığıma esas marinaya yanaştık. Özgür Kaptan telsizden yanaşmak üzere limana yaklaştığımızı anons etti. Şimdi adını unuttum botla bir arkadaş geldi bize yardımcı olmak için. İskelede bekleyen kaptan, Özgür Kaptan’dan manevrasını tekrar yapmasını istedi. Ama Özgür Kaptan kendi manevrasını yapmakta ısrar etti. Meğersem, ne şekilde yanaşılacağı kaptanın kararı imiş. Karadaki kaptanların söyledikleri hava cıva imiş. Yarım saat de sürse bir saat de sürse, tekne kaptanının istediği şekilde yanaşılırmış. Bunu o zaman orada Özgür Kaptan söylemişti. Sonra Ankara Yelken Kulübünde ders veren eğitmenden de aynı sözleri duyunca, Özgür Kaptan’ın ukela olmadığına kanaat getirdim. Yanaştıktan sonra tekneyi boşaltmamız biraz zaman aldı. Sanki 4 gün değil de 4 hafta kalacakmışçasına yiyecek ve içecek almışız. Yiye içe bitirememişiz. Bir kısmını Ankara’ya getirdik, Sinan Kaptan’ın vadi manzaralı evinde yedik içtik. Hala her şeyi tüketememiştik. Sonra aceleyle duş aldık. Özgür Kaptan “saat 17:00’de teker döner” diye bizi acele ettirdi. Valla 5 dakikada Yelda da ben de hazır ve nazır şekilde arabanın başındaydık. Yolda manzara pek güzeldi. Koca Yusuf’ta yemek yedik. Foursquare’e “tarhana çorbası” güzel diye tavsiye yazmışlar. Bana kalırsa vasattı. Ama şu saçta gelen şey fena değildi. O da aslında yağlıydı. Neyse. Olsun. Sonra işte müzik dinleye dinleye,  güle oynaya, sulh içerisinde Ankara’ya vasıl olduk.

Sürç-ü lisan ettiysek affola.

“Affola”ya kafiye olsun diye yazıyorum, tramola =D
Ve biraz daha fotoğraf:
 

Yazı ve Fotoğrafların Her Hakkı  Ayşe Keskelan ve K.H.B.A.G. na aittir.